İlgili indirim oranlarına göre, özel sağlık ve ferdi kaza sigortalarında ödenen primlerin tamamı gelir vergisi matrahında indirim kapsamına girebilirken, hayat sigortalarında birikimli poliçelerde primlerin yüzde 50'si, vefat ve maluliyet gibi risk poliçelerinde ise tamamı indirilebiliyor.
Ücretliler için indirim konusu yapılacak primlerin toplamı, ödendiği ayda elde edilen ücretin yüzde 15’ini ve yıllık bazda asgari ücret tutarını aşamıyor.
Beyanname verenlerde de toplam prim tutarı yıllık gelirin yüzde 15’ini ve yıllık brüt asgari ücret tutarını aşamıyor. Ayrıca, bu iki sınırdan düşük olan esas alınıyor.
Bu kapsamda, vefat/maluliyet teminatı gibi risk unsuru içeren hayat sigortasında gelir vergisi indirimi hesaplanırken, aylık brüt ücreti 60 bin lira olan ve yüzde 30 gelir vergisi diliminde bulunan bir kişinin, kendisi için yaptırdığı hayat sigortası poliçesi kapsamında aylık 5 bin lira prim ödediği varsayıldığında, bu tutar mevzuattaki yasal sınır olan 9 bin liranın (aylık brüt ücretin yüzde 15’i) altında kalıyor.
Bu durumda 5 bin liralık primin tamamı gelir vergisi matrahından indirilebiliyor. Kişi ilgili ayda 1500 lira (5 bin liranın yüzde 30’u) daha az vergi ödüyor, böylelikle sigorta yaptıran kişinin net prim maliyeti 3 bin 500 liraya gerilemiş oluyor.
Aynı gelir ve vergi dilimine sahip bir kişinin, aynı tutarda primi bu kez birikimli hayat sigortası kapsamında ödediği durumda ise indirime esas tutar primin tamamı değil, yüzde 50’si olan 2 bin 500 lira oluyor. Bu tutar da 9 bin liralık yasal sınırın altında kaldığı için tamamı indirime konu olabiliyor. Bu senaryoda aylık vergi avantajı (vergi dilimi nedeniyle) 750 lira olurken, poliçenin net maliyeti 4 bin 250 liraya düşüyor.
Vergi indirimi kişinin kendisi, eşi ve 18 yaşından küçük çocukları adına yapılan poliçelerde uygulanıyor. Maaş bordrosu üzerinden ücretli çalışanlar, serbest meslek sahipleri ve ticari kazanç sahipleri indirimden faydalanabiliyor.
Temel şartlar arasında poliçenin Türkiye'de faaliyet gösteren bir sigorta şirketinden alınması, primlerin ilgili yıl içinde ödenmiş olması, kişinin gelir vergisine tabi kazancının bulunması ve ödeme belgelerinin saklanması ya da ibraz edilebilmesi yer alıyor.
Net maaş alan kişilerin ise bu tür sigortalarda gelir vergisinden düşebilmesi için işverenleri ile görüşmesi gerekiyor.
Bu bağlamda vergi avantajının sadece özel sigortalar için geçerli olduğuna dikkat çekiliyor. Bireysel Emeklilik Sistemi (BES) katkı payları bu kapsama girmezken, söz konusu paylar halihazırda devlet katkısı sistemiyle ayrı olarak destekleniyor.
Hayat sigortacılığı ise hane halkının dayanıklılığını artıran temel bir finansal araca dönüşüyor. Söz konusu sigortalar yalnızca bireysel bir ürün değil, yaşlanan nüfus, emeklilik gelirleri için geleceğe yönelik güvence sağlıyor.
Ayrıca, engellilik ve bakım ihtiyacının artması gibi demografik gerçekler hayat sigortacılığının "koruma açığını kapatma" rolünü daha kritik hale getiriyor.
AA muhabirinin Türkiye Sigorta Birliğinden (TSB) edindiği bilgiye göre, Türkiye'de hayat sigortacılığı 15,4 milyon sigortalıya sağladığı yaklaşık 7 trilyon lira vefat, 3 trilyon lira maluliyet ve 229 milyar lira istem dışı işsizlik teminatı ile toplumsal ve ekonomik hayatın sürdürülebilirliğinin en büyük güvencelerinden biri olarak öne çıkıyor.
15,4 milyon sigortalının yüzde 53'üne denk gelen 8 milyondan fazla kişinin sadece kredi bağlantılı hayat sigortası ürünü olduğu görülüyor.
Bu açıdan kredi bağlantılı hayat sigortaları Türkiye’de koruma açığının kapatılmasında önemli bir rol üstleniyor. Özellikle orta ve alt gelir gruplarının normal hayat akışı içerisinde kendiliğinden hayat sigortası talep etme ihtimali göreli olarak düşük kalıyor.
Yine aynı gelir gruplarının yüksek kredi kullanımında bulundukları bilinirken, kredi ürünleri sayesinde hayat sigortacılığı geniş kitlelerin koruma açığının kapatılmasında önemli bir misyon üstleniyor. Salgında ve Kahramanmaraş merkezli depremlerde ödenen hayat sigortası tazminatlarının yüzde 80’i kredi bağlantılı ürünler üzerinden gerçekleştirildi.
TSB Genel Sekreter Yardımcısı Şenol Şentürk, hayat sigortasına değinerek, bireylerin vefat, kalıcı maluliyet veya poliçede yer alan ağır hastalıklar gibi durumlarda kendilerini ve ailelerini finansal olarak güvence altına alan bir sigorta türü olduğuna dikkati çekerek, "Riskin gerçekleşmesi halinde poliçede belirlenen hak sahiplerine ödeme yapılarak, gelir kaybı ve ekonomik belirsizliklerin etkisinin azaltılması amaçlanır." diye konuştu.
Hayat sigortalarının genel olarak üç ana grupta ele alındığını belirten Şentürk, risk teminatlı hayat sigortalarının poliçenin kapsamına göre vefat, maluliyet, tehlikeli hastalıklar, istem dışı işsizlik gibi durumlara karşı koruma sağladığını söyledi.
Şentürk, birikimli hayat sigortalarında da ödenen primlerin bir bölümünün risk teminatı için kullanılırken, kalan kısmının uzun vadeli tasarrufa yönlendirildiğini, böylece sigortalıların hem koruma sağlayıp hem de poliçe süresi sonunda birikim elde edebildiğini aktardı.
Sigortalıya belirli bir yaştan veya dönemden sonra düzenli gelir ödemesi yapılmasını amaçlayan irat (annüite) ya da daha bilinen adıyla "yıllık gelir sigortaları"nın da bulunduğunu ifade eden Şentürk, şunları kaydetti:
"Vatandaşların hayat sigortası yaptırırken en önemli husus, kendi ihtiyaçlarını doğru şekilde belirlemeleridir. Poliçe seçiminde farklı sigorta şirketlerinden teklif almak ve karşılaştırma yapmak önemli. Risk teminatlı ürünlerde sağlık beyanının doğru ve eksiksiz verilmesi, riskin gerçekleşmesi halinde tazminat ödemesi açısından kritik öneme sahip. Tasarruf amaçlı ürünlerde ise kesinti oranları mutlaka sorgulanmalı, poliçenin başlangıcında ve izleyen yıllarda uygulanacak kesintiler açık şekilde öğrenilmeli. Uzun vadeli poliçelerde ödeme esnekliği de dikkate alınmalıdır. Gelir durumunda yaşanabilecek değişiklikler karşısında prim tutarının düşürülüp düşürülemeyeceği veya ödemelere ara verilip verilemeyeceği önceden değerlendirilmelidir. Ayrıca tehlikeli hastalık teminatı içeren ürünlerde poliçe özel şartları dikkatle okunmalı, kredi bağlantılı hayat sigortalarında ise lehtarın banka olduğu ve olası bir ödeme durumunda tutarın öncelikle kredi borcunun kapatılmasına yönlendirileceği bilinmeli."
Şentürk, hayat sigortalarının kapsamının geniş olduğunu ve vatandaşların bu sigortaları hangi amaçla yaptırdıklarını net olarak belirlemelerinin büyük önem taşıdığını kaydetti.
Söz konusu sigortada temel amacın, beklenmedik bir kayıp durumunda geride kalanların finansal olarak korunmasını sağladığına dikkati çeken Şentürk, "Özellikle çocuklu aileler açısından hayat sigortası, olası bir vefat durumunda çocukların eğitim hayatının kesintiye uğramadan devam edebilmesi ve aile bireylerinin mevcut yaşam standartlarının korunması açısından önemli bir güvence sunar." ifadelerini kullandı.
Şentürk, sigorta kapsamında belirlenen teminat tutarının, hane gelirinin devamlılığını sağlayacak ve temel giderleri karşılayacak düzeyde olması gerektiğini vurguladı.
Kredi kullanımında, krediyle birlikte hayat sigortası yaptırılmasının, vefat halinde borcun geride kalanlara yük olmamasını sağladığına işaret eden Şentürk, "Özellikle konut kredilerinde, hayat sigortası sayesinde kredi borcunun hayat sigortası tarafından karşılanması, ailenin yaşadığı evden çıkmak zorunda kalmasının önüne geçilmesi açısından kritik bir önemdedir." diye konuştu.